Düşünce Akademisi Devam Ediyor

Düşünce Akademisi’nde bu hafta Ahmet Sait Öner ”Hedeflerimizi planlamadaki metodumuz ne olmalı?” sorusundan hareketle metodoloji kavramının farklı yönlerini irdeledi. Metodolojinin yorum bazlı değil, bilgi bazlı olması gerektiğini vurguladı. Metodolojiyi ”Planlama, Organize etme, Yönlendirme ve Kontrol etme” olarak 4 aşamada tanımladı. Bu konuya örnek olarak da son dönem yeni İslami hareketin ve yenilikçi misyonun ilk öncülerinden Reşit Rıza, Muhammed Abduh ve Cemalettin Afgani’nin sabit hareket liderleri Hasan el Benna ve Seyyid Kutub gibi isimlerden farkını, yangın içindeki İslam dünyasında coğrafyadan coğrafyaya canhıraş koşturması olarak betimledi. Konuşmanın sonlarına doğru “Türkiye’nin son dönemlerinde neden ulema ve öncü şahsiyet yetişmiyor?” sorusu dinleyicilerin katılımıyla yorumlandı. Aydınlarımızın olduğunun ama ulemalarımızın olmadığının altını çizdikten sonra ana sebep olarak Türkiye’nin İslam coğrafyasında özgül ağırlığını kaybetmesini gösterdi.


 Ümit Horozcu ise konuşmasına ”Bağımlılık nedir?” sorusuyla giriş yaptı. Değineceği kavramın bilinen anlamalarından çok sosyal öğrenmeyle gerçekleşen ve fizyolojik temeli olan bağımlılık anlayışı üzerinden örnekler verdi. İyi ve yeterli olmayan aile şartlarının ve sevgi yoksunluğunun bağımlılığı tetiklediğini belirten Horozcu, bağlılık ve bağımlılığın farklı değerlendirilmesi gerektiğini örneklerle açıkladı ve belirtilerinden bahsetti. 


Ümit Aktaş ile ‘Ulusçuluk Sürdürülebilecek mi? Ya da Geç Kalmış Bir Tarih, Dar Gelen Bir Misak-ı Milli’ makalesi temel alınarak bir ders yapıldı.


Fransız devriminden sonra ortaya çıkan ulus-devletlerin ideolojik aygıtlarını kullanarak ulus ve ulusçuluk algısı yaydığını söyleyen Aktaş, ulus-devletlerin gümrük duvarlarını ve sınırları, laisizmi, eğitim ve orduda devlet eliyle oluşturulan ulus algısını ve zorunlu askerliği doğurduğuna değindi. Ulus-devletten önce ulusunun olmadığını iddia eden Aktaş iddiasını Fransız devrimi öncesi Fransa’da yaşayanların Fransızcayı bilme oranlarının dahi %10’larda kaldığını ve aynı şekilde Türkiye’de de Kemalist devrimden önce halkın çoğunluğunun Türkçe bilmemesi ve bir ırk bütünlüğü olmaması ile destekledi.


Türkiye Cumhuriyeti ulus-devlet kapsamında kendisine iki hedef koymuştur diyen Aktaş, bunları İslamcılığı bastırmak ve Kürtleri asimile etmek olarak açıkladı.


Ulus-devletin  teritoryalite içinde tamamen homojen bir devlet istediği ve burada da asıl amacın üretim çarkının kolaylaştırılması olduğunu söyleyerek Kapitalizme vurgu yapan Aktaş aslında ulus-devletin kapitalizm için var olduğuna işaret etmiştir. Ancak zamanında Kapitalizm için gerekli olan sınırların bugünkü aşkın üretim çarkına dar gelmesi ile ulus-devlet anlayışından toplu yaşam anlayışına geçiş politikaları izlenmektedir.


Zıt gibi gözüken akımların dahi aslında birbirlerini beslediğini gösteren Aktaş kapitalizmle ve doğal olarak batı ile çatışan ve batının memnun olmadığı asıl camianın Müslüman dünya olduğunu söylemiştir ve Müslüman’ın hiçbir üretim kaygısı güdemeyeceğini dolayısıyla da üretim çarkı ile işleyen bir akıma dahil olamayacağını söylemiştir.