DÜŞÜNCE AKADEMİSİ’NDE BU HAFTA

Düşünce Akademisi’nde bu hafta dersler Hanifi Tosun ve Ümit Horozcu tarafından verildi.


Hanifi Tosun sözlerine’’ İlk insan Âdem midir?’’ sorusuyla başladı. Konuşmasını ilk insanın Âdem olması hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşler olarak ikiye ayırdı.


İlk olarak insanın varoluş süreciyle ilgili 4 ana teoriyi açıklayarak bu teorilerin 20. ve 21. yüzyılda dünyayı kasıp kavuran ideolojilerin temelini oluşturduğunu anlattı. İnsanın temel algısının medeniyetleri oluşturması bağlamında Yunan, Batı ve İslam olmak üzere 3 insan algısından bahsetti. İnsanın bilinçsiz bir varlıklar bütünü olduğu ve bilinçlenmek için Tanrı ile kavga etmek zorunda olması anlayışıyla liberalizme yakın bir çizgide duran Grek- Yunan insan algısının üzerinde durdu.


İnsana baktığımız noktanın insan felsefemizi oluşturduğunu ve batının iflah olmaz zulmünün  ‘’Bir insanın kendini gerçekleştirmesi ve hedefine ulaşması için bütün yolları meşru saymak’’ anlayışlarından kaynaklandığını düşündüğünü söyledi.


Genel itibariyle ise Âdem’in yaratılışı, meleklerin konumu, ilk insan nüfusunun oluşumu gibi konular hakkında İslam anlayışında yaygın olan bazı yanılgılardan bahsederek konuşmasını tamamladı.


Ümit Horozcu ise bu haftaki konuşmasında  ‘’Kendini gerçekleştirme, mükemmeliyetçilik, insanlaşmak olgusu, 40 yaş olgunluğu, eleştiri bilinci ve sonradan öğrenilmiş davranışlar’’ kavramlarını pergelin sabit noktasını insan üzerine koyarak örnekler çerçevesinde anlattı.


İnsanlaşmak olgusunu 40 yaş öncesi ve sonrası olarak değerlendiren Horozcu bilimin 40 yaşından sonra psikolojik bir hastalığın ortaya çıkması durumunu kabul etmediğini belirterek çocukluktan başlayan olgunlaşma sürecinin 40 yaşında zirveye ulaştığını söyledi. Ardından eleştiri bilincini olgunluk bağlamında ele alan Horozcu, eleştiriden haz almak zorunda olmadığımızı fakat pay almak zorunda olduğumuzu ve sağlıklı bir eleştirinin uyarıyı şahsiyete değil davranışa yönelterek gerçekleşeceğini dışa dönük ve içe dönük eleştiri karşılaştırması üzerinden anlattı. Sonradan öğrenme kavramını işlerken ise ‘tiksinmelerin tamamının sonradan öğrenme ile gerçekleştiğini ve insanlara duygusal ve davranışsal yönlerden yük olmamak adına kendimize çıkardığımız sonradan öğrenme engellerinin bir Müslüman’ın karakterine uygun olmadığını, yük taşıyacak tek merci Allah’tır’ diyerek konuşmasına devam etti.


Son olarak insanların araçları ve amaçları birbirine karıştırma yanılgısını eğitim, namaz, temizlik kavramlarıyla beraber mükemmeliyetçilik sorunu ile de ilişkilendirerek mutlu insanı ‘’yapabildiğiyle memnun olmayı başaran kişi’’ olarak tanımladı.